Ana sayfa Türkiye Ayasofya Camii Tarihi | Bilinmeyen Yönleri | Mimari Özellikleri | Gizemli Sırları

Ayasofya Camii Tarihi | Bilinmeyen Yönleri | Mimari Özellikleri | Gizemli Sırları

366
0
ayasofya bilinmeyen tarihi hakkinda bilgi gizli sirlari
ayasofya-bilinmeyen-tarihi-hakkinda-bilgi-gizli-sirlari

 

Ayasofya Cami tarihi o kadar önemli ve kapsamlıdır ki, günümüzdeki cami üçüncü kez inşa edilen bir yapıdır. Bir patrik katedrali olarak inşa edilen Ayasofya Camii, yaklaşık 1500 yıllık tarihiyle ön plana çıkıyor. 24 Temmuz 2020 yılı yılında yeniden ibadete açılan bu kutsal mekan tüm dünyada gözleri üzerine çekmeyi başarıyor. Ayasofya Camii, 1 Nisan 2022 Cuma günü ise 88 yıllık bir aradan sonra ilk kez teravih namazına enderun usulüyle şahitlik edecektir.

Birinci Ayasofya

Dünyanın en büyük mabedi olmak üzere 1. Konstantin döneminde inşaatın ilk adımları başlamıştır. Mabedin ilk açılışı ise 360 yılında 2. Constantinus tarafından açılmıştır. Büyük Kilise olarak adlandırılan bu mabed,  ahşap bir çatıdan ve avludan (atrium) oluşuyordu. Kaynaklar incelendiğinde ilk Ayasofya’nın Artemis Tapınağı üzerinde yapıldığı görülüyor. Gümüş perdelerle inşa edilen Ayasofya Camii 404 tarihinde geçirdiği bir yangın sebebiyle ne yazık ki günümüze hiçbir kalıntısı gelememiştir.

İkinci Ayasofya

2. Theodisius dönemine gelindiğinde Ayasofya’nın yeniden yapılmasına karar verilmiştir. Tarihi Ayasofya’nın yapımı 10 Ekim 415 tarihinde yine 2. Theodisius zamanında gerçekleşmiştir. Yapımında yine ahşap bir çatı kullanılmıştır. Beş adet nefe sahip bu yeni kilise de 23 Şubat 532 yılında yıkılmıştır.

Kilisenin yıkımına sebep olan Nika Ayaklanması 532 tarihinde gerçekleşmiştir. Günümüzde bu yapıya ait başlık, kabartmalara sahip mermer ve sütun kalıntıları gelebilmiştir. mermer bloklarından birinde 12 havariyi temsilen 12 kuzu kabartması yapılmıştır. 60 metre bir genişliğe sahip olduğu düşünülen 2. Ayasofya 3. Ayasofya’nın iki metre altında yapılmıştır.

Üçüncü Ayasofya

ayasofya hakkinda bilgi
ayasofya-hakkinda-bilgi

Üçüncü Ayasofya’nın yapımına başlanması diğerinin yıkımından birkaç gün sonraya rastlar. 1. Justinianus bu sefer ilk iki kiliseden tamamen farklı ve estetik açıdan mükemmel bir kiliseye yaptırmaya hazırlandı. Kilisenin yapımında matematik ve fizikten bile yararlanıldı. Trallesli Anthemius ve Miletli İsidoros mimarlar arasında yerini almıştır.

Üçüncü Ayasofya’nın yapımında Anadolu’dan ve imparatorluktaki benzer yapılardan arta kalan yapı malzemeleri kullanılmıştır. Ayasofya’nın yapımında yaklaşık 20 taş türü kullanılmıştır. İnşa yapımına 100 usta başı ve 10 bine yakın işçi katıldı. Bu nedenle kilise 27 Aralık 537 tarihinde kısa bir sürede tamamlanarak büyük bir törenle açılmıştır.

Fakat inşa sürecinin en ilginç noktası Artemis Tapınağı, Lübnan’daki Baalbek Tapınağı ve Mısır’daki Güneş Tapınağı’ndan alınan yapı malzemelerinin nasıl taşındığındır. Dönemin teknolojik imkanları kısıtlı olmasına rağmen kilise yapımı bu zor şartlar altında 5 yılda tamamlanabilmiştir. Ayrıca mekan üzerine oldukça büyük kubbenin inşa edilmesi ve yapının bunu taşıması da takdire değer bir özelliktir.

Kubbede yer alan pencereler ise aydınlatma ihtiyacını gidermekte yardımcı oluyordu. 1. Justinianus döneminde tamamlanan kilisenin mozaikleri 2. Justinianus döneminde eklenmiştir. Bu mozaikler kubbe pencerelerinden yayılan ışıklar ile etkileyici bir görsel şölen sunuyordu.

553 ve 557 yıllarında yaşanan depremler Ayasofya’nın kubbesinde bazı çatlaklara yol açtı. Ertesi yıl 558’de kubbe tamamen yıkıldı. Altında kalan diğer bölümler de ne yazık ki yok oldu. Onarımını ise İsodoros’un yeğeni üstlendi. Onarımını yaptıktan sonra kubbe yeniden yıkıldı.

Bunun sebebini araştırdığında binadaki çatlakları ve kubbenin elips şeklinde olduğunu gördü. Yapıyı dayanıklı bir hale getirmek için kubbe kasnağına 40 pencere açtı. Bunun düzeltmek genç İsodoros’un 5 yılını almıştı.

Bu kubbe eskisinden 7 metre yüksekte olduğu için görkemi de artmıştır. Onarımı ise 562 tarihinde bitmiştir. Ayasofya’nın tarihi sütunlarını koruyabilmek içinse kaidelerine eklenen kurşun plakalar adeta bir şok emici görevi üstleniyordu.

Ayasofya ilerleyen yıllarda 869 ve 989 depremiyle ana kubbede büyük hasar almıştır. 6 yıl süren yenileme çalışması sonrasında 994 yılında yeniden açılmıştır. Kubbenin yeniden yıkılmasını önlemek için hafif malzemelerle inşa edilmiştir. Ayasofya tarihi boyunca taç giyme gibi birçok törene ev sahipliği yaparak günahkarların af dilediği bir merkez haline gelmiştir.

Tarihte Ayasofya

Ayasofya tarihte 4. Haçlı Seferleri sırasında yağmalanmıştır. Altın ve gümüşten yapılma eserlerin yanı sıra Hz. İsa’nın mezar taşının parçası ve sarıldığı torino kefeni gibi önemli tarihi eserler yağmalanmıştır. Latin istilası sırasında bir katedrale dönüştürülen Ayasofya’da imparator 1. Baudouin’e taç giydirilmiştir.

Ayasofya, Bizanslıların eline 1261 tarihinde geçtiğinde oldukça harap bir haldeydi. 1354 yılında yapılan bir restorasyona kadar deprem nedeniyle yapının bazı kısımları kullanılamaz hale gelmiştir. Son olarak 1453 yılında İstanbul’un Fethi sırasında Ayasofya Osmanlı Devleti’ne geçti. Bu fetih için bir sembol olması için Ayasofya Kilisesi bir camiye dönüştürülmüştür.

ayasofyanin tarihi
ayasofyanin-tarihi

Osmanlı Devleti’ne geçtiğinde de kilisenin durumunun pek iyi olduğu söylenemez. Bu durum çeşitli kaynaklardan da doğrulanabilmektedir. Fakat Fatih Sultan Mehmet, tarihi Ayasofya’nın tekrar kullanılabilir olması için çalışmaları başlattı.

Hatta kendi döneminde bir de minare ekletti. Tuğladan yapılan caminin ilk minaresinden sonra ikinci minare 2. Beyazıt döneminde yapılmıştır. Cami Osmanlı Devleti’nde kalsa da ismi değiştirilmemiştir. Ziyaretiniz sırasında mihrapta görebileceğiniz kandiller ise 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde ekletilmiştir. Bu kandiller Macaristan fethinden sonra bir kiliseden alınmıştır.

2. Selim dönemine gelindiğinde tarihi Ayasofya’da dayanıksızlık sorunu baş göstermiştir. Mimar Sinan, İsodoros’un fark edemediği bir hatayı bulmuştu. Binanın doğu ve batı yönlerinde dışarıya çıkıntı yapmaması için payandalar(güçlendirici duvarlar) ekleniyordu.

Yine de bu yetersizdi. Mimar Sinan ise asıl çözümün kuzey güney yönünde 8 payanda ile desteklenmesi olduğunu düşünüyordu. Bu çözüm elips şeklindeki kubbeyi sıkıştırarak dairesellik kazandıracaktı. Bu sayede aceleyle yapılmış bir mimari yapı, Mimar Sinan’ın çalışmalarıyla yeniden güçlü bir hale getirilecekti.

Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’nın Durumu Hakkında Söylediği Söz

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde ilk olarak Ayasofya’ya gelmiştir. Oldukça harap durumdaki tarihi yapıya bakarak okuduğu mısra tarih severlerin ilgisini çekmektedir.

  • Örümcek Kayser’in sarayında perdekârlık yapıyor, Baykuş Efrasiyab’ın burcunda nöbet tutuyor

Ayasofya Neden Önemlidir?

Ayasofya Camii tarihte önemli kılan bazı özelliklere sahiptir. 1500 yıldır ayakta sapasağlam kalabilen Ayasofya, dünyanın en büyük katedralleri arasında bulunuyor. Diğer özellikler ise şunlardır:

  • Katedraller arasında dünyanın en eski ve en hızlı yapılan katedrali özelliğini taşıyor.
  • Kubbe çapı eski katedrallerle karşılaştırıldığında dördüncü sıraya giriyor.
  • İstanbul Fethi’nin bir sembolüdür.
  • Sanat ve mimarlık anlayışının bir simgesidir.
  • Günümüze kadar gelebilen en sağlam katedraller arasındadır. 1999 depremi dahil 7 şiddeti üzerinde birçok depreme karşı koyabilmiştir.

Ayasofya’nın Neden Müze Oldu?

ayasofya cami tapu senedi
ayasofya-cami-tapu-senedi

1930 – 1935 tarihleri arasında Ayasofya Cami, restorasyonlar için kapatılmıştır. Atatürk’ün laiklik ve hoşgörü prensibiyle müzeye çevrilmesi planlanan Ayasofya’da bu dönem arasında kapatılan mozaikler temizlenerek yeniden ortaya çıkarılmıştır. Bunda en büyük sebep Atatürk’ün eşitlikçi ve insancıl yaklaşımıdır.

Atatürk, ortak mirasın bir parçası olması ve tüm uygarlıklara duyduğu hoşgörüyle bu karar imza atmıştır. Bu amaçla Ayasofya Cami, 24 Kasım 1934 tarihinde müzeye çevrilerek 1 Şubat 1935 yılında ziyarete açılmıştır. Zemin döşemeleri ve sıvalar kaldırılarak tarihi mozaikler gün yüzüne çıkmıştır. Bir müzeye çevrilse de tapu kaydına “Ayasofyayı Kebir Camii Şerifi” olarak eklenmiştir.

Ayasofya’nın Yeniden Cami Olması

2005 yılında Ayasofya’nın cami olması konusu gündeme gelse de Danıştay tarafından bu karar 2005 ve tekrar gündeme gelen 2018 yılında reddedilmiştir. 2016 yılındaki Kadir Gecesi’nde sabah namazı ezanı okunmuştur. Bu 85 yıl sonra ilk kez gerçekleşmiştir.

Müzede bu süreçte Hünkar Kasrı içerisinde ibadet açık bir şekilde yapılıyordu. 2016 yılı ekim ayında bu kasra bir imam atanmıştır. Bu yıldan itibaren 5 vakit ezan okunmaya başlanmıştır. 2 Temmuz 2020 tarihinde ise yeniden cami olması konusundaki duruşma gerçekleşmiş ve 24 Temmuz 2020 yılında cami olarak resmen ibadete açılmıştır.

Ayasofya Hikayesi

Kilisenin yapımının ilk yılında matematikçi Anthemius öldüğü için inşaatın devamı İsodoros’a devredilmiştir. Efsaneye göre, 1. Justinianus kilisenin yapımı sırasında önüne gelen hiçbir tasarımı beğenmediği için reddeder. Fizikçi İsodoros ise çalışmalarına ara verip uykuya dalıp sabah uyandıktan sonra çok beğendiği bir kilise taslağını görür. İmparator da bu taslağı oldukça beğenir ve kilise yapımına başlanır. Diğer efsaneye göre de İsodoros’un bu harika taslağı rüyasında gördüğü söylenir.

Ayasofya Cami Mimari Özellikleri Nedir?

ayasofya kubbesi
ayasofya-kubbesi
  • Ayasofya dikdörtgen bir temel üzerine 96 x 66 metre ölçülerinde haç şeklinde inşa edilmiştir.
  • 2 katlı bir tarihi yapı olan Ayasofya, 4 ana taşıyıcı kolon üzerine inşa edilmiştir.
  • Yüksekliği 56 metre ve iç alanı 7500 metrekaredir. Kubbe çapı 31,5 metredir.
  • Kıyaslayacak olursak bir yolcu uçağını bile içine alabilir. Bu ihtişamına rağmen 1500 yıldır ayakta kalmayı başarabilmiştir.
  • Ayasofya tarihi boyunca toplam 107 sütuna ev sahipliği yapmıştır. Bunların 40’ı zemin katta 67’si üst kattadır.
ayasofya sutunlari
ayasofya-sutunlari
  • İmparatorun zaman baskısı nedeniyle yeni sütunlar yapmak yerine çeşitli tapınaklardan ve eski katedralden kalan sütunlar kullanılmıştır. Bu nedenle Ayasofya içerisindeki sütunların boyları birbirinden farklıdır.
  • Çelik konstrüksiyon olmadan sadece taş yığmayla böyle bir bina yapmak bir ilkti ve aynı zamanda deneyselliğe dayanıyordu.
  • Ayasofya’nın bilim adamı olan mimarları bu yapı için özel tuğlalar kullanmıştır. Günümüzdeki tuğlalarla kıyaslayacak olursak 12 kat daha hafiftir. Hatta bu tuğlaların suda yüzebildiği de bilinmektedir.
  • Ayasofya’nın bu denli sağlam olabilmesinin ardında bilim yatıyor. İki mimar her ne kadar hafif bir tuğla kullansalar da yapı büyüklüğü oldukça fazla olduğu için ağırlık önem teşkil ediyordu.
  • Ayrıca bu kadar tuğlayı bulabilmek de ayrı bir sorundu. Bu nedenle yeni bir yöntemle harç yapmaya başladılar.
  • İki mimar kalsiyum silikat adlı bir maddeyle yeni bir harç oluşturdu. Bu maddenin en büyük özelliği çatlakları ve hasarları onarabilmesiydi.
  • Kullanılan bu madde sayesinde Ayasofya tarihi boyunca oluşan çatlaklar kendi kendine onarılabilmiştir.
  • Ayasofya Camisi’ne zaman içinde bahçesine 17 farklı yapı inşa edilmiştir.
  • Sultan Abdülmecit dönemine gelindiğinde dört halife, Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Muhammed’in şehit edilen torunları Hasan ve Hüseyin’in isminin yazıldığı levhalar camiye eklenmiştir.
  • Kazasker Mustafa İzzet Efendi hattıyla yazılan bu levhaların her biri 7.5 metre çapındadır.
  • Ayrıca günümüzde 5 padişah Ayasofya Külliyesi’ne defnedilmiştir.

Ayasofya’da yatan padişahların isimleri şunlardır:

  • Selim
  • Murat
  • Mehmet
  • Mustafa
  • İbrahim ve şehzade türbeleri

Ayasofya’nın dört minaresi vardır. Minarelerin eklenme sırası şöyledir:

  • 1. minare Fatih Sultan Mehmet döneminde
  • 2. Minare 2. Beyazıt Döneminde
  • 3. ve 4. Minarenin yapımına ise 2. Selim döneminde başlansa da Sultan 3. Murat döneminde tamamlanmıştır.

Tarihi Ayasofya’nın dört minaresinin farklı olmasının sebebi farklı zamanlarda inşa edilmiş olmasıdır. Bir minaresi ise kırmızı renktedir. Bunun sebebi fetih sırasında çok kayıp verilmesiyle kırmızı renk tercih edilmiştir. 1. Mahmut döneminde cami bir külliye yapısına dönüştü. Bunun sebebi şadırvan, kütüphane, medrese ve imaret yapılarının eklenmesidir.

1. Mahmut Kütüphanesi

ayasofya birinci mahmut kutuphanesi
ayasofya-birinci-mahmut-kutuphanesi

21 Nisan 1740 tarihinde açılan kütüphane, 1. Mahmut’a aittir. Açıldığında devlet adamlarının hediye ettiği ve Hazine-i Amire’den gelen yaklaşık 5000 esere ev sahipliği yapıyordu. Kitap korunma odasına ve okuma salonuna sahiptir. Giriş kapısı oymalı iki kulpa sahip, ayrıca süslü ve işlemeli olarak tasarlanmıştır.

Kapıdan girişinizde karşıda çinilerle bezenmiş 1. Mahmut’un tuğrası bulunuyor. Süslü, sedef kakma ve ahşaptan yapılan rahleler, okuma bölümünde ön plana çıkıyor. Ayrıca Kuran-ı Kerim’i saklamak için fildişinden yapılan bir mahfaza vardır. İznik çinileriyle süslenen kütüphanedeki değerli kitapları Sultan Mahmut kendisi mühürleyerek buraya aktarmıştır. Buradaki eserler 1969 tarihinde Süleymaniye Kütüphanesi’nde ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Avlu

1. Mahmut döneminde inşa edilen ve abdest almak için yapılan bir şadırvan vardır. Avluda Osmanlı padişahlarına ait alan türbeler vardır. Türbelerin birinde yenileme çalışması sonrasında 6. yüzyılda vaftiz için kullanılan bir havuz bulunmuştur. Aya İrini Kilisesi ve sıbyan mektebi de avluda görülmesi gereken yerler arasındadır.

Ayasofya Mozaikleri

Mozaiklerin yapımında birçok malzeme kullanılmıştır. Özellikle altın ve gümüş ana hammaddelerdir. Bunun yanı sıra cam, toprak ve mermerlerden oluşan mozaikler dikkat çekicidir. Ayasofya’daki yüzleri tasvir eden ikona ve heykellerin birçoğu 8. yüzyılda 3. Leo’nun isteğiyle ortadan kaldırılmıştır.

İstanbul’un Fethi sonrasında kilise camiye çevrilse de mozaiklerin korunması için özel olarak sıvanmıştır. 18. yüzyılda bazı kaynaklarda tüm ikonaların kapatıldığı gözlemlenebilmektedir. 19. yüzyılın ortalarında araştırma yapabilmek için Sultan Abdülmecit’ten mozaiklerin resmedilmesi için izin alınmış ve yeniden kapatılmıştır.

Deisis Kompozisyonu

ayasofya deisis mozaigi
ayasofya-deisis-mozaigi

Yine Güney üst nefinde yer alan, Hz. İsa’nın, Hz. Meryem’in ve Hz. Yahya’nın, tanrıya insanları kıyametten korumaları için af dilerken resmedildiği Deisis Kompozisyonu bulunuyor. Sağda Vaftizci Yahya, ortada Hz. İsa ve solda Hz. Meryem vardır.

Bu kompozisyonda Hz. İsa sol elinde bir kitap tutar ve tahtında oturur.  Renkler ve betimlemeler oldukça canlı verilmiştir. Fakat bu kompozisyonda yer alan altın parçalar, Latinler için ganimetten farksız değildi. Bu nedenle günümüzde birçoğu sökülmüş haldedir. Fakat 1453’ten sonra oldukça iyi bir koruma altına alınmıştır.  Kompozisyon 11. yüzyıla tarihlendirilir.

6. Leon Mozaiği

ayasofya altinci leon mozaigi
ayasofya-altinci-leon-mozaigi

İmparator Kapısı üzerinde yer alıyor. Sol elinde İncil tutan ve sağ elinde vaftiz işareti yapan Hz. İsa ortada tasvir edilmiştir. Elinde tuttuğu İncil açıkça okunabilmektedir. Buna göre İncil’de “Barış sizinle olsun. Ben dünyanın nuruyum” yazmaktadır. Hz. İsa’nın sağ ve solunda birer daire içerisinde Cebrail ve Hz. Meryem vardır.

9. Leon ise bu mozaikte Hz. İsa’nın ayaklarına kapanır şekilde çizilmiştir. Bunun sebebi Ortodoks mezhebinde 3 kez evliliğe izin verilmesine rağmen Leon’un dört kez evlenmesidir.  4. kez evlenmesinin nedeni de hiç erkek çocuğunun olmamasıdır. Aforoz edilecekken rahipler tarafından affedilen Leon’un mozaiği buraya resmedilmiştir. Yapım tarihi ise 10. yüzyılı işaret ediyor.

Sunu Mozaiği

ayasofya sunu mozaigi
ayasofya-sunu-mozaigi

Vestipül Kapısı’nda yer alan Sunu Mozaiği, 1849 yılındaki onarımda ortaya çıkarılmıştır. Mozaikler altın varaklardan yapılmıştır. Mozaiğin ortasında Hz. Meryem, kucağında Hz. İsa vardır. Hz. Meryem’in kafasının iki yanında daire içerisinde monogramlar yer alır. Buradaki yazılar “Tanrı Anası” anlamına geliyor. Yazılışı ise “Theou” ve “Meter”dir. Meryem’in sağında İmparator Justinianus ve solunda 1. Konstantin vardır.

Konstantin elinde şehrin maketini, Justinianus ise Ayasofya’nın maketini Meryem’e uzatmaktadır. 10. yüzyıla uzanan bu mozaikte resmedilen kıyafetler orta çağ Bizans kıyafetidir. İmparatorun arkasında bulunan yazıda ise “Hatırası meşhur imparator” yazmaktadır. Konstantin’in arkasındaki metinde ise “Azizler arasında büyük imparator Konstantin” yazmaktadır. Buradaki mozaik arka planda kaldığı için daha önceleri ziyaretçiler tarafından fark edilemiyordu. Bunun için çıkış kısmının karşısına bir ayna eklenmiştir.

Apsis Mozaiği

ayasofya apsis mozaigi
ayasofya-apsis-mozaigi

Apsis’in kubbesinde yer alan mozaik, Hz. Meryem’in çocuk Hz. İsa’yı kucağında tutarken resmedilmiştir. Hz. Meryem burada bir taht üzerinde oturmaktadır. Mozaikte bir de kanat tasviri vardır. Bu tasvir günümüze gelemeyen bir melek figürüdür. Çocuk Hz. İsa’da gözleriyle bu figürü izlemektedir. 9. yüzyıla tarihlenen bu eser, Bizans sanatının tarihini gözler önüne seriyor.

Bu mozaik büyük ihtimalle ikonoklazma döneminden sonra eklenen ilk mozaiktir. Hem bulunduğu konum itibariyle hem de büyük boyutları nedeniyle zorlu bir şekilde yapılmıştır. Çünkü düz bir alan yerine iç bükey bir alana yapılmıştır. Ayrıca yüksekte olmasına rağmen net bir şekilde görülebiliyor.

Kubbedeki Melekler

ayasofya seraphim melekleri mozaigi
ayasofya-seraphim-melekleri-mozaigi

Kubbenin güçlendirilmesi için eklenen pandantiflerin her bir üçgenimsi kısımlarında birer melek figürleri bulunuyor. Bunlar tanrının tahtını taşıyan meleklerdir. Kubbe ise tanrının bir tahtı olarak görüldüğü için bu melekler buraya resmedilmiştir. Meleklerin altı adet kanadı görülebilmektedir. Melekler bu kanatların ikisi yüzlerini kapatmak, ikisi ayaklarını kapatmak diğer ikisi de uçmak için kullanılıyorlardı.

Bunlar Osmanlı’nın son dönemine kadar kapatılmamıştır. Fakat 1850 restorasyonunda yüzlerine yuvarlak yıldızlar eklenmiştir. Günümüzde birinin yüzü açık haldedir. İki melek kalem işi(fresk) iki melek ise mozaikten yapılmıştır. Figürlerin 1346 yılında yaşanan hasardan sonra kubbeye eklendiği tahmin ediliyor. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda yaptığı bir ziyarette bunları dört melek olarak adlandırmıştır.

Zoe Mozaiği

ayasofya zoe mozaigi
ayasofya-zoe-mozaigi

İmparator Monomakhos elinde bir para kesesi tutarken ve Eşi Zoe de bir rulo tutarken bu mozaikte resmedilmiştir. Ruloda imparatorun isminin yazıldığı görülüyor. Ortada ise Hz. İsa elinde İncil tutarak çizilmiştir. Mozaikte anlatılan ikisinin kiliseye yaptığı yardımdır.

İmparator ve eşinin üzerinde birer adet metin bulunur. İmparatorun üzerinde yer alan metinde “Romalıların inançlı hükümdarı, Tanrının İsası’sının  kulu konstantinos Monomakhos” geçmektedir. Zoe’nin üzerindeki yazıtta ise “Çok dindar Agusta Zoe” yazmaktadır. İsa’nın sağ ve solunda yer alan “IC” ve “XC” harfleri de Jesus Khristos isminin monogramlaştırılmış halidir.

Komnenoslar Mozaiği

ayasofya komnenoslar mozaigi
ayasofya-komnenoslar-mozaigi

Bu mozaikte 2. İomnes Komnenos, eşi Eirene ve oğulları 2. Aleksios tasvir edilmiştir. Bu kişiler solda ve sağda yer alırken ortada Hz. Meryem çocuk İsa’yı kucağında tutarken resmedilmiştir. Mozaik sağ kısımda da devam etmektedir. 2. Aleksios bu kısımda bulunmaktadır.

Mozaiğin genel konusu Ayasofya’ya yapılan bağıştır. İmparatorun elinde tuttuğu para kesesi de bunun bir kanıtıdır. 12. yüzyıla uzanan tarihiyle dikkat çeken mozaik zemini altın yaldızla kaplanmıştır. İmparatorun başını çevreleyen yazıda “Romalıların hükümdarı Porphyrogennetos Komnenos” yazarken, Eirene’nin başının çevresindeki yazıda “Dindar Augusto Eirene” görülebiliyor.

Apsis Melekleri Mozaiği

ayasofya apsis melekleri mozaigi
ayasofya-apsis-melekleri-mozaigi

Apsis kısmında iki melek tasviri olsa da günümüze bir tanesi gelebilmiştir. Cebrail net olarak görülebilirken Mikail’in sadece kanatları ve ayak kısmı görülmektedir. 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mozaikte Cebrail, sol elinde orb adı verilen dünyayı tuttuğu tahmin edilen bir küre bulunduruyor. Sağ elinde de bir asa vardır.

Tympanondaki Patrik Mozaikleri

ayasofya tympanondaki patrik mozaikleriJPG
ayasofya-tympanondaki-patrik-mozaikleriJPG

Yapıldığı dönemde birçok patrik mozaiği bulunsa da günümüzde üç tanesi sağlam görülebilmektedir. Bunlar birinci, dördüncü, altıncı ve yedinci nişlere yayılmış durumdadır. 9 veya 10. yüzyılda yapıldığı düşünülen bu mozaiklerin ilkinde İstanbul Patriği İgnatios vardır. Dördüncüde Aziz İonnes Khrysostomos, altıncıda Antakya Patriği Aziz İgnatios ve yedincide Athanasios bulunmaktadır. Her bir mozaiğin konusu aynıdır. Sol elde İncil, sağ elde vaftiz işareti üç mozaikte de yapılan tasvirler arasında.

Ayasofya’nın Tarihi Eserleri

Mekke ve Medine Tasvirli Çini

ayasofya mekke ve medine cinisi
ayasofya-mekke-ve-medine-cinisi

Bu çini minberin arka kısmında yer almaktadır. Mekke ve Medine’yi tasvir eden bu çini oldukça önemli bir tarihi eserdir. Kubbeyi gösteren çininin biri kayıptır. 1643 yılında yapılan bu çiniye eskiden hünkar mahfilinde yer alan bir çini eklenmiştir. Bu çinide de bitkisel motifler görülebiliyor.

Şadırvan

ayasofya sadirvani
ayasofya-sadirvani

Sultan 1. Mahmut tarafından eklenen şadırvanın tarihi 1740 – 41 yıllarına uzanıyor. 8 mermer sütunla güçlendirilen şadırvanın dışında altın yaldızlı kabartmayla yapılan bir kuşak yazısı vardır. Bu yazı, Baltacızade Mustafa Paşa tarafından yazılmıştır. Tunçtan yapılma musluklar ve mermer bir su havuzuna sahiptir. Şadırvanın saçakları ahşaptan yapılma ve kurşunla kaplanmıştır. En üstte ise saçağı örten küçük bir kubbe vardır. Şadırvan, Osmanlı döneminde Türk sanatının en ihtişamlı örneğidir.

Ayasofya Mermer Küpleri

ayasofya helenistik donemin mermer kupleri
ayasofya-helenistik-donemin-mermer-kupleri

Ayasofya’da yer alan iki adet küp, Helenistik dönemin bir tarihi eseridir. Küpler, 3. Murat döneminde Bergama’dan getirilmiştir. Bayram namazların, kandillerde ve özel günlerde şerbet dağıtmak için kullanılıyordu. İç hacimleri ortalama 1250 litredir. Kullanımının kolay olması için altlarına musluk yapılmıştır. Küplerin tarihi M.Ö 4. veya 3. yüzyıldır. Küplerin en dikkat çeken yönü bir bütün olarak oyularak yapılmasıdır.

Ayasofya’nın Bilinmeyen Tarihi

İnşaatın dördüncü yılına geldiğinde imparator artık Ayasofya’nın hazır hale gelmesi için mimarları giderek baskı altında tutuyordu. Sıra kubbenin yapımına geldiğinde artık zaman kalmamıştı. İmparatorun baskıları sebebiyle günümüzde Ayasofya’da hala görülebilecek bazı sıkıntılar ortaya çıkmıştır.

Birçok mermer, harcı kurumadan kapatıldığından dolayı kaymalar yaşamıştır.  Binanın yapımını hızlandırmak için öncelikle dört ana kolon ve üzerine kemerlerle çevrili yarım kubbeleri yaparlar. Fakat ana kubbe 2 bin ton ağırlığında olduğu için bunu sadece kemerler ile taşımak olanaksızdı. Onlarda yeni bir tasarım deneyerek günümüzde pandantif adı verilen üçgen yüzeylerle kubbeyi desteklemişlerdir. Yine de bu devrimsel özellik kubbenin tek başına ayakta kalabilmesini garanti etmiyordu. Çünkü bir başka büyük sorun mevcuttu.

Dört ana kolonu destekleyen payandalar yerine açılan uzun ve geniş koridorlar yapının statiğini bozuyordu. Ana payandaların içinin boşaltılması binanın yanlara doğru kaymasına sebep oluyordu. Üst galerideki bazı sütunların ve zeminin eğik bir şekilde durması bunun kanıtıdır. Kubbe tamamlandığında ağırlık nedeniyle ana sütunlar ve koridor tonozları yamulur. Daha kötü bir sonucun oluşmaması için Ayasofya hızlıca tahkimat duvarlarıyla dış yerlerinden güçlendirilir.

ayasofya tahkimat duvarlari
ayasofya-tahkimat-duvarlari

Fakat bunun için geç kalındığı için kubbe daire şeklinden elips şeklini alır. Yine de Ayasofya kötü bir durumdan kurtulur. İmparator Jüstinyen açılışta Ayasofya’yı gördüğünde bulduğu manzaraya hayran kalır. Yapıya ise “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen “Hagia Sophia” ismini verir. İmparatorun adını tarihe yazdırmak için inşa ettirdiği bu yapı, Süleyman Tapınağı’ndan daha iyisini yapmak için kurduğu hayali de gerçekleştirmiş oldu. Sonuç karşısında büyülenen İmparator tarihe geçen “Ey Süleyman! Seni yendim” sözünü söylemiştir.

Ayasofya ilk inşa edildiği dönemde geniş bir avluya sahipti. Payandalar yerine çok sayıda pencerelerle sade bir görünüm sergiliyordu. Bir saat kulesi ve salona da sahip olsa da bunlar günümüze gelememiştir. Binanın güçlendirilmesine yardımcı olan tahkimat duvarları bulunmuyordu. Kubbe tasarımı oldukça farklıydı.

Ayasofya’nın Gizemi

ayasofya cennet ve cehennem kapisi
ayasofya-cennet-ve-cehennem-kapisi

İmparator Kapısı’nın Nuh’un gemisinden kalan tahta parçalarından yapıldığına inanılıyordu. Bizanslı denizciler kutsallık atfedilen bu kapıya, yola çıkmadan önce dua etmeye gelirdi. Fakat ahşap bir kapının günümüze kadar gelme ihtimali mimari açıdan imkansızdır. Ayasofya ana binası içerisinde yer alan cennet ve cehennem kapısı, üst düzey toplantıların yapıldığı “sinot” alanına açılıyor.

Enrico Dandalo

ayasofya enrico dandolo mezari
ayasofya-enrico-dandolo-mezari

Sinot bölümünde Venedik’in 41. Doçesi Enrico Dandalo’nun mezarı vardır. Dandalo’nun mezarındaki sır perdesine göz atmak için kısa bir tarihi geziye çıkmak gerekiyor.

Enrico Dandalo, 4. Haçlı Seferi’ne ekonomik olarak destek çıkan ve İstanbul’un 15 Nisan 1204 tarihinde işgal edilmesine neden olur. Şehrin işgalinden sonra hayranlık duyduğu Ayasofya’yı ziyaret etmek ve görmek ister.

Fakat 93 yaşında kör biri olduğu için bu ihtişama tam olarak tanık olamaz. Ayasofya’ya geldiğinde de ayin için değil katliam ve yağma için burada bulunuyordu. İşgalin ilk yılı dolmadan nekroz sebebiyle ölen Enrico Dandolo’nun son arzusu ise Ayasofya’ya gömülmekti.

1268 yılında İstanbul’un tekrar geri alınmasıyla Dandalo’nun mezarındaki kemiklerin Venedik’e iade edildiğine dair birtakım söylentiler vardır. Fakat bu hem kesin değildir hem de üzerinde durulan bir konu değildir. Bizans kaynakları incelendiğinde Enrico’dan intikam almak için bu kemiklerin kırılarak Haliç’e atıldığı anlatılmaktadır.

İstanbul’un fethedildiği gün yeniçeriler bu mezarı açar ve içerisinde sadece bir miğfer bulur. Gentile Belli’ni Fatih Sultan Mehmet’in portresini çizen kişidir. Fatih Sultan Mehmet bulunan bu miğferi ona hediye eder.

1850 yılında Ayasofya’da yapılan restorasyon çalışmaları sırasında mezara tekrar bakıldığında mezarın dolu olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde jeoradar taramasıyla mezar üzerine yeniden bir çalışma yapılmıştır. Bir nevi yer altının röntgeni çekilmiştir.

Bu çalışmada tam olarak görüntü alınamasa da mezarın dolu olabileceği kanıtlanmıştır. Geçmişteki kontrol sırasında Dandalo’nun yüzeyden 50 cm altta bulunan kemik kalıntıları nedeniyle mezarın daha önce boş olabileceği düşünülmüş olabilir.

Viking Yazısı

ayasofya viking yazisi
ayasofya-viking-yazisi

Rünik alfabesiyle yazılan ve Dandalo’nun mezarının biraz ilerisinde bulunan bu yazıt oldukça ilgi çekicidir. Yazı incelendiğinde ortaya çıkan metin “Halvdav buradaydı.” cümlesidir.

1100 yıllık bir Viking yazısı olan bu metinin İskandinavya’dan 2000 kilometre uzakta nasıl oluştuğu merak ediliyor. Halvdan, Lofoten takımadalarında yaşayan bir kabilenin komutanıydı. Efsaneye göre 9. yüzyılda Halvdan İstanbul’a gelir. Vikingler İstanbul’a Milklagard ismini verdikleri için kaynaklarda bu şekilde geçer. Anlamı ise “Büyük şehir” demektir.

Fakat araştırmacılar, Halvdan’ın İstanbul’a gelme ihtimalini oldukça düşük buluyor. Çünkü kullanılan runik alfabesi bu dönemlerde Avarlar tarafından kullanılıyordu.

Runik yazı sağdan sola okunduğunda “Tanrının mührü buraya vurulmuştur veya Tanrının ruhları burada gezmektedir.” anlamı çıkıyor. Avarların Bizans’la kurduğu ittifak ve İstanbul’a geldikleri biliniyor. Bu nedenle bu yazının yanlış bir çeviri olma ihtimali daha yüksektir.

Kutsal Kase ve Koruyucularının Ortadan Kaybolması

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetse de buradaki halkı bağışlamıştır. Fakat rahipler Osmanlı’nın Ayasofya’ya gelmeden önce ilginç bir şekilde sütunların arasından kaybolur. Tabii ki yanlarında kutsal kaseyle birlikte. İstanbul’un bir deprem bölgesi olmasından dolayı Bizans döneminde mimarlar, olası bir depremin zararlarından korunmak için binaların altına yer altı tünelleri inşa ediyordu.

Bunun en büyük amacı binaların çevreye zarar vermemesidir. Sularla dolu mahzenler ve tüneller de Ayasofya altında 70 metrelik bir derinlikle inşa edilmiştir. Oldukça geniş olarak tasarlanan bu mahzenlerde kayıkla gezintiye çıkmak da mümkündü. Yani rahipler de bu su hattını takip ederek Ayasofya’dan dışarı çıktılar.

Terleyen Sütun

ayasofya terleyen sutun
ayasofya-terleyen-sutun

Ayasofya’da dikkat çeken önemli bir tarihi eser “Terleyen Sütun”dur. Rivayete göre, İstanbul’un Fethi sırasında Hızır Aleyhisselam bir sütundan tutarak camiyi kıbleye çevirmiştir. Sütunda yer alan deliğin ise Hızır’ın parmak izi olduğuna inanılıyor. İnanışa göre parmağını bu deliğe sokarak bir tam tur çevirenlerin dileği gerçekleşir. Aslında Ayasofya, Kudüs ve Mekke ile çok az bir farkla da olsa aynı mesafededir.

Ayasofya’nın Bölümleri

Üst Katta Bulunanlar

Kuzey Üst Nefi

İmparator Aleksandros’un bir mozaiği burada bulunmaktadır. Bu mozaikte anlatılan olay Aleksandros’un devlet yönetimini kardeşine bırakmasıdır. 9. yüzyıla kadar uzanan kanatlı Cebrail mozaiği de ilgi çekici ögelerdendir. Cebrail burada elinde dünyayı tutar şekilde tasvir edilmiştir. Bu mozaiğin en ilginç yanı dünyanın yuvarlak olduğu bilinmeden önce bu tasvirin yuvarlak olarak çizilmesidir. Ziyaretiniz sırasında Hz. Meryem ve İsa mozaiğini de görebilirsiniz.

Güney Üst Nefi

Tribün kısmında yer alan bir nefte yer alan özel bir locadan İmparatoriçe törenleri izlerdi. Bu locadan günümüze bazı bölümler gelebilmiştir. Buradaki mozaiklerde ise insan figürü yoktur. Diğer mozaiklerinde yağmur nedeniyle harap olduğu bilinmektedir. Abdülmecit bunların onarılmasını istese de artık yapılmayan bir sanat olduğu için mozaikler sıvayla kaplandı. Bu sınavın üzerine ise alttaki mozaikler yeniden resmedildi. Güney nefindeki cennet ve cehennem bloklarında, balık, ağaç sembolleri görülüyor.

Alt Kat Mimarisi

Kuzey Nefi

Bu bölümde insanların dilek dilediği beyaz mermer bir sütun vardır. İsmi “Terleyen Sütun” olarak adlandırılmıştır. 1849 yılında keşfedilen bir mozaik Ayasofya’nın çıkış kısmında yer alır.

Çıkış Bölümü

Bir tahta oturan Hz. Meryem elinde çocuk İsa’yı tutmaktadır. Mozaiğin solunda Ayasofya’yı yaptıran 1. Justinianus sağ kısmında ise İstanbul’un kurucusu Büyük Konstantin resmedilmiştir. Çıkış kısmında Tarsus’taki bir tapınaktan getirilen tarihi bir kapı vardır. Kapının tarihi M.Ö 2. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Yapı malzemesi bronzdandır.

Orta Nef

Ana kubbenin bulunduğu mekanı kapsayan orta nefte Hz. İsa’nın tasvir edildiği bir mozaik vardır. Nefin ölçüleri 74.67 x 69.80 metredir. Burada yer alan ana kubbe tarih boyunca onarım gördüğü için orijinal daire şeklinden çıkarak biraz elips şekline kaymıştır. Orta nefte yer alan 40 pencere ortam aydınlatmasını başarılı bir şekilde sağlıyor. Aynı zamanda kubbeyi hafifletiyor. Burada melek sınıfında yer alan Kerubi veya Seraphimi andıran freskler yer alıyor. Bu freskin ortasında yer alan yıldız motifi tamamen altınla kaplanmıştır.

Mihrap ve Apsit

Kiliselerden dönüştürülen camilerin kıbleye dönük olmaması ortak bir sorundu. Kıbleyi bulabilmek için saflar apsis duvarına doğru dönük tasarlanırdı. Ayasofya ise bir kilise olarak inşa edilmesine rağmen yönü ufak bir farkla kıbleye dönüktür.

Apsit kiliselerde mihrap anlamına gelen bir bölümdür. Bu bölümler yarım çokgen veya daire şeklinde inşa edilirler. Ayasofya’nın ise tektonik hareketler nedeniyle hafifçe kaydığı düşünülüyor. Bu nedenle mihrap kısmı da apsitin hafifçe sağına yapılmıştır.

Normalde kiliseden camiye dönüştürülen yapılarda mihrap, bu hafifçe sağ yerine oldukça sağa yapılırdı. Fakat bu kayma yüzünden ölçü bu şekilde belirlenmiştir.

Bu kısımda yer alan mozaiklerde Hz. Meryem, Hz. İsa, Cebrail ve Mikail resmedilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan Fethi’nden getirdiği kandiller de burada yer almaktadır. Bu bölümdeki minber ve hünkar mahfili de yapıya sonradan eklenmiştir. Ayetlerle süslü vitray pencereler de ışıldamaktadır.

Güney Nef

Güney Nefin tavanında mozaikler göze çarpmaktadır. Gamalı haç ve dört balık sembolleri görülebilmektedir. 1. Mahmut’un kütüphanesi ve namaz kılmak için içerisinde yer alan oda da bu bölümdedir. Duvarlar İznik şehrinden getirilen fayanslar ile özel olarak kaplanmıştır. Kırmızı ve yeşil renkte yapılan üç sütun işleme detaylarıyla dikkat çekicidir. Ayasofya’da toplam 107 sütundan sadece 3 tanesi buradadır.

Narteksler

ayasofya imparator kapisi
ayasofya-imparator-kapisi

İkinci Ayasofya kalıntıları buradan görülebilmektedir. İç ve dış narteks olarak ikiye ayrılır. Dış nartekse ana kapıdan girilir. İç nartekse ise bu bölümden açılan 5 kapıyla ulaşılır. İç nartekste dikkat çeken, parlayan, sarı renkteki ve çevresi mermer levhalarla kaplı mozaikler altından yapılmıştır. İlerlemeye devam ettiğinizde ana nefe giriş için kullanılan “İmparator Kapısı”na ulaşabilirsiniz. Bu kapı ana nefe açılan 9 kapıdan biridir. İmparator Kapısı üzerinde yer alan İsa, Meryem, Bizans imparatoru, 6. Leon ve Cebrail’in bulunduğu bir mozaik 9. yüzyıla tarihlenmektedir.

Omphalion

ayasofya omphalion
ayasofya-omphalion

Zemininde dairesel tasarımların yer aldığı Omphalion, imparatorların taç giydikleri yerlerdir. Kare zemin içerisinde yaklaşık 30 daire vardır. Merkezde ise büyük bir daire bulunuyor. Bazı yorumlara göre bunun bir güneş sistemi olabileceği anlatılır. Zemin yapısı mermerdendir. Çeşitli renklerin karıştırılarak sunulması ilgi çekicidir.

Ayasofya Cami Ziyaret Saatleri

  • Ayasofya Cami, 24 saat açıktır.
  • Telefon(0212) 522 17 50

Ayasofya Cami Nerede

Adres: Sultan Ahmet, Ayasofya Meydanı No:1, 34122 Fatih/İstanbul

Ayasofya Cami Yol Haritası

Ayasofya Cami Sanal Tur 3D Mekan



BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here